Free Porn
xbporn

buy twitter followers
uk escorts escort
liverpool escort
buy instagram followers
Ana SayfaİbadetlerAllah Niçin Kendisine İbadet Edilmesini İstiyor?

Allah Niçin Kendisine İbadet Edilmesini İstiyor?


İbadet; Allah’a karşı görevlerini yerine getirmek, O’nun emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak demektir. Allah’a ibadet etmek, İslam’a göre insanın yaratılış amacıdır.[1] Bununla birlikte Allah, Kur’an-ı Kerim’de hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını, her şeyin kendisine ihtiyacı olduğunu bildirmiştir.[2]

İhtiyaç dünya üzerindeki tüm canlılara has bir özelliktir. Hayatları boyunca her canlı çeşitli şeylere gereksinim duyar.  Oysa Allah, hiçbir şey yaratılmadan önce var olduğu gibi her şey son bulsa da varlığını devam ettireceği[3] için Allah’ın ihtiyaç sahibi olması düşünülemez.

İslam inancına göre Allah’a ibadet etmeye muhtaç olan insandır. Allah’ın kullarından ibadet etmelerini istemesi, bir doktorun hastasından tedavi şartlarına uymasını istemesi gibidir. Tedaviye ihtiyacı olan doktor değil, hastadır. Fakat hastası için tedaviyi oluşturup onu yönlendiren, doktordur. Bu örnekte hasta kendi ihtiyacının ne olduğunu bilmemekte, doktor ise bildiği için ondan tedaviyi uygulamasını istemektedir.

Günlük hayatta kullanılan eşyaların kullanma kılavuzu; onların nasıl kullanılacağı ve olası tehlikelere karşı o ürünün nasıl korunacağı hakkında bilgi verir. Kur’an da aynen bu örnekteki gibi bir anlamda insanın kullanma kılavuzudur. Çünkü insanı Yaratan; onun ihtiyaçlarını da en iyi bilendir.[4] Kur’an’da bildirilen ibadetler ile insanın hayati ihtiyaçlarının, manevi hastalıklarının, ruhunun bakımının formülü verilmiştir.

İslam’da ibadetler belli bir düzen içinde yapılır. Namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin belli zamanlarının olması, insanın hayatını da düzene koyan bir sistem sağlar. İbadetler, gün içinde dünya telaşına dalan insana; Allah’ı, ahireti, dünyaya geliş amacı gibi aslî vazifelerini hatırlatmış olur. Aynı zamanda, örneğin oruç gibi bir ibadetle kişi gün içinde her an bir Rabbi olduğunu, yalnız ve sahipsiz olmadığını, başıboş olmadığını hatırlamış olur. Ya da namaz ile en yüce zatın huzurunda olduğunu ve O’ndan başka hiçbir şey karşısında aciz olmadığını, en büyük destekçisinin Rabbi olduğunu hatırlamış olur.

İbadetler aynı zamanda kul ile Allah arasında ilahi bir iletişim dilidir.[5] Ve dolayısıyla ibadeti terk etmek, insanın Allah ile iletişiminin kopması demektir. Müslümanlar, ibadet ederek verilen nimetlere teşekkür ettiklerine, sığınılacak en yetkili makamın Allah olduğuna inanırlar. Böylelikle kendilerini güvende hissetmiş olurlar.[6]

İslam inancına göre; manevi tatmin ve iç huzuru, kişinin yaratıcısıyla olan bağının kuvvetlenmesine bağlıdır. Ayette “Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.”[7] denilmiş; ibadet, dua ve Allah’ı anmak ile iç huzurunu yakalamak arasındaki bağlantıya dikkat çekilmiştir.

İbadet, insanın manevi ihtiyacı olmasına karşılık; nefes almak, uyumak gibi irade dışı tutulmamıştır. Allah, zaman zaman da hastalık ya da geçim darlığı gibi dünya imtihanları vererek kulunu ibadetlere yönlendirmektedir. Ancak irade sahibi olan insan, bu mesaja ne şekilde cevap vereceğine kendisi karar verir.

Bazı insanların ibadeti zor olarak görmesini İslam âlimlerinden Bediüzzaman şu örnekle açıklar[8]; Uzak bir şehre gitme emri alan iki kişi vardır. Bunlardan biri silahlanmış olarak emin adımlarla ilerler ve yolculuğu süresince kendisini savunmasız hissetmez. Görünüşte yükü ağır olsa da varacağı yere emin bir şekilde varır ve orada mükâfatını alır. Silahsız olan ise, yük olarak hafif gibi görünse de korku dolu bir yolculuk geçirerek, güvensiz, ürkek bir şekilde varacağı yere ulaşır. Neticede âsi muamelesi görerek ceza alır. İbadet, dünyada yük gibi görünse de aslında sonsuzluk hayatı için insanın hazırlığıdır.

Bir başka İslam âlimi olan İmam Gazalî de konuyla ilgili olarak şu olayı aktarır: “Peygamber Efendimiz, bir defasında Ebû Zer’e: ‘Bir yolculuğa çıkmak istersen onun için hazırlık yapar mısın?’ diye sormuşlardı. Ebû Zer: ‘Evet yâ Resûlâllah.’ diye cevap verdi. Efendimiz devamla: ‘Peki, kıyâmet günü yolculuğu nasıl olacak? Beni dinle; o gün sana yarayacak olanı söyleyeyim mi?’ diye tekrar sordular. Ebû Zer büyük bir heyecanla: ‘Evet yâ Resûlâllah! Anam ve babam yoluna fedâ olsun!” karşılığını verdi. Âlemlerin Efendisi bu defa şöyle buyurdular: ‘Yeniden dirilme günü çok sıcak bir gündür. O gün ferahlamak için şimdiden oruç tut! Kabir yalnızlığı için gece karanlığında iki rekât (teheccüd) namazı kıl. Kıyâmetin büyük hâdiseleri için bir kere haccet ve muhtâca bir sadaka ver. Ya haklı yere bir söz söyle yahut kötü bir söz söylemekten dilini alıkoy!”[9]

Kur’an’da tüm kâinatın Allah’ı tesbih ettiği, şu ayetle haber verilmiştir. “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halîmdir, bağışlayıcıdır.”[10] Buna göre insanın da üstüne düşen ibadet vazifesini yerine getirmesi, aslında kulluk şuurunda olduğunu, kâinattaki tüm yaratılmışlarla beraber bir kardeşlik ve iş birliği içinde olduğunu göstermektedir.


[1] Zâriyât/56
[2] İhlas/2
[3] Hadid/3
[4] Mülk/14
[5] Fatiha/5
[6] Bakara/21-22
[7] Rad/28
[8] Bediüzzaman Said Nursi/ Sözler- 3. Söz
[9] İbn-i Ebi’d-Dünyâ, Kitâbü’t-Teheccüd; Gazâlî, İhyâ, I, 354
[10] İsra/44